ŞÜKRÜ ERBAŞ


KOŞARADIM
Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim 
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak 
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak 
Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu; 
Toprağı rüzgârı denizi göğü 
O her zaman bir insanla anlamlı 
Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı 
Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların 
Ve ucuz korkuların kör kuyularına 
Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.


Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan 
Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan 
Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze 
Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize. 
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz 
Unuttunuz başkalarının acısını duymayı 
Küçük çıkarların büyük kurnazları 
Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı 
Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım 
Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek 
Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst 
Dışa vurmayı duygularınızı 
Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.


Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim 
-Ki bu en büyük kötülüktür size- 
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla 
Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi 
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar 
Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz. 
Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde 
İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke 
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz. 
Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan 
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına 
Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim 
Koşaradım 
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde

ARMAĞAN

Senin gözlerini

Dağlardaki çocuklara vereceğim;

Çayır çimen kokusu rüzgarlar dolusu

Ocaklarda tüten hayal

Yıldızlı bir pencere bozkırın yoksulluğunda

Haran’a açılan balıklı göl

Biraz anne,biraz kardeş

Çokça sevgili

Gözlerini senin,çocuklara

Sevsinler diye birazcık kendilerini…

Senin gözlerini

Çocuklara vereceğim kentlerdeki;

Onurlu ve uzak

Hilesiz ve çıplak

Bir su damlasından korunaksız

Ay ışığına ilmekler atan

Ebruli,derin

Bal kıvamındabir gizem

Biraz dost, biraz sitem

Çokça sevgili

Çocuklara, gözlerini senin

Sevsinler diye birazcık başkalarını…

Senin gözlerini

Evlerdeki çocuklara vereceğim;

Bulanık,huysuz

Kirpikleri odalarda kıvrım kıvrım yollar

Halkalanmış acı su

Bir kısılmış bir çözümsüz rüzgar

Biraz öfke,biraz naz

Çokça sevgili

Gözlerini senin, çocuklara

Sevsinler diye birazcık ömürlerini


ÜÇ NOKTA
Büyük konuşanlar 
Alınlarında eğri olmayanlar 
Yalnız yükseği görenler 
Herkesin ortasında yürüyenler 
Bütün ışıkları yananlar 
Sesi menevişsizler 
Güzü küçümseyenler 
Gözyaşına arkasını dönenler 
Kendini mutluluk bilenler 
Sessizlikten korkanlar 
Yalnız eşyalarına gülümseyenler 
Öyküsünde öteki olmayanlar 
Kederle kirlenenler 
Aynası buğusuzlar 
Kışa yolu düşmeyenler 
Kalbi ölüm mühürlüler 
Penceresi dışa açılmayanlar 
Aşktan utananlar 
Güzelliği kimsesizler 
Dili şiddet olanlar 
Gövdesi sözünden önce gelenler 
Dünyaya dokunmayanlar 
Unutanlar, unutanlar 
Ey tek heceli darlık... 

O mevsimim ki herkesten yapılmış 
Üç noktayla biten bir cümleyim artık...

KOCAMAN BİR ÇOCUĞU ÖPÜYORSUN
Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen 
Herkesin perde perde çekildiği bir akşam 
Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun 
Ağzında eriklerin aceleci tadı 
Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası 
Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun. 
Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor 
Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı 
Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen 
Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun. 
Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı 
Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa 
Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr 
Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun. 

Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar 
Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin 
Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar. 
Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum 
Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun. 
Örseler acıyla düştüğü yeri 
Susarak büyüyen adamların sevgisi. 
Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek 
Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik 
Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun. 
İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk 
Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını. 
Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun 
Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam 
Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun. 

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla 
Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

KÜÇÜK ACILAR
Ağzı çirkin bir kadın
Yalnızlığında bile
Gülmeye utanıyor
Bu da bir acıdır.

Gecesiz sabahlara
-Uykular öksüzü-
Bir çocuk uyanıyor
Bu da bir acıdır.

Bir adımı diğerinden
Kısa düşüyor, bir topal
Hızla yanından koştular
Bu da bir acıdır.

Esrik gülüşleri tufan
Gözleri bayram
Dağıldılar çok sürmeden
Bu da bir acıdır.

Çocuklarda bir telaş
Her akşam kapılarda
-Bize ne getirdin baba?
Bu da bir acıdır.

Nice dik yürüse de
Eğildi dar geçitlerde
Uzun boyları kırık
Bu da bir acıdır.

Büyük kentlerde biri
Belli ki yer garibi
Dili sorar gözleri lâl
Bu da bir acıdır.

İnce iri, uzak yakın
Günlerimiz acıların
Çaprazında birer tutsak
Bu da bir acıdır.

 

AĞARAN BİR SUYUM

 Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar gittikçe daha güzel 
Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü 
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin 
Eskiden her konuda konuşurdum istekle 
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi 
Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti 
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum 
Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu 
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak 
Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor 
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum 
Birisi bir şarkı söylemesin kederle 
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu 
Kısa söz basit eşya kedi sevgisi 
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında 
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...