Zeytin zamanıymış. Ayazdan buz tutmuş yolların koyu karanlığında üç el silah sesi duyulmuş. Üç martı, ansızın havalanmış. Kasabanın yamaçlarına doğru çıkan eğri yolu, yanık bir koku sarmış.
Kadir, Çınaraltı’ndan geçtiği sırada akşam ezanı vaktiymiş. Kadınlar, kızlar, kahvenin müdavimlerini uğurlayıp tahta sandalyelere kurulmaktaymış. Kahveden dışarıya cümbüş sesleri yayılıyormuş. Birden gözü dönmüş. Sesler, karabasan gibi çöküvermiş, kovmak istemiş, becerememiş. Kafasında dolanan tekinsiz düşünceler, it dalaşına girişmiş. Ayık olmazmış. Ansızın Hasan Bakkal’ın gaz yağı ve sabun kokan dükkanına dalmış.
“Bir şişe yetmez,” demiş. “İki olsun.”
İkisinden biri fazlaymış. Gönül rızasıyla çekip gitmeliymiş. Olmamış, gidememişler. Yürek yangını fenaymış, gittim demekle gidilmiyormuş işte. O zaman erkekçe vuruşmalıymışlar. Eğri yol, er meydanıymış. Yamaçlardan göğe doğru kendince; eğri büğrü yükselirmiş.
Kadir, kendini yokuşa vurmuş. Bir solukta tepeye varmış. Gelin Kayası’na oturmuş. Güneş batana kadar iki şişe köpek öldüreni arka arkaya dikmiş. Hasmı başkası olsa köpek öldürenin cesaretine sığınmayacak kadar gözü pekmiş. Kim olursa olsun yakaladığı gibi üzerine atlayıp oracıkta yere çalarmış. İpsiz’le kaç kere delikanlı gibi konuşmuş. Anlatamamış. Ne varmış sanki? Zekiye’den başka kız mı yokmuş ? İpsiz, inat etmiş.
“O da beni seviyor, çek git,” demiş. “Bak, demedi deme. Sonu kötüye varacak bu işin,” diye de tehdit etmiş.
“Isıracak köpek havlamaz,” demiş Kadir.
Birbirlerine girmişler, çarşı esnafı zor ayırmış. Sokak köpekleri üç defa havlamış. Havayı ağır bir keder sarmış.
Kadir, Zekiye’nin de Ali’ye yanık olduğuna bir türlü inanamamış. O’nu her gördüğünde Zekiye’nin gözlerinin içi gülermiş. Akşam vakti çınar altından geçmeseymiş inanacağı da yokmuş.
Saçak kuşları, dumanı tüten derme çatma konduların damlarına tünememiş bu sabah. Onun yerine zeytinliklere giden yolu çoktan yarılamış sabah yolcularının ardına düşmüşler. Her birinin kulağına eğri yolda olanları fısıldamışlar. İnanmamışlar tabii. Olmazmış, ölüm, hiç kimseye, hele de İpsiz’e, hiç yakışmazmış. Besbelli ki kuşların söylediği yalanmış. Aralarından yalnızca Zekiye, hem inanmış, hem de derinden sarsılmış. Yüreğine oracıkta kor kor alevler düşmüş.
Ne demiş kuşlar? Kahpe kurşun, İpsiz Ali’nin sol göğsüne saplanmış. Kurşun adres sormazmış ya bu sefer de öyle olmuş. Ali’nin göğsünü darmadağın etmekle yetinmemiş, Zekiye’nin de sol yerine doğru sinsice yol almış. Traktörün kasasında bir süre itişip kakışmışlar. Zekiye sabah ayazında, bedeninin kurşunun bundan sonraki adresi olacağını anlayınca pes etmiş.
Bağırtılar, saçak kuşlarının kanadında göğe ulaşırken Zekiye, dün Çınaraltı’ndaki kahvede kına yakılmış ellerini nereye koyacağını bilemediğinden tüm dikkatini traktörün homurtusuna vermiş. Başına toplaşan kadınlar, erkekler, onca çoluk çocuk tayfanın, kahyanın bakışlarını da şaşkınlığına ekleyip tortop etmiş. Gelin tellerine sardığı hayalleriyle beraber ekmek çıkınına gizlemiş. Üstelik, çıkını bir daha açmamaya da yemin etmiş, duymuş hepsi.
Ardı ardına önce tiz, sonra pes, üç çığlık yayılmış. Birden traktörün homurtusu kesilmiş. Zeytin dallarının en diklerine tutunmuş üç güvercin, ansızın havalanmış. Zekiye, güvercinler gibiymiş. İpsiz’e tutkunmuş. Zekiye bilirmiş bilmesine de severmiş işte. İpsiz Ali, aşağı yolun iki yanına dizilmiş genç zeytin ağaçları gibiymiş. Dimdik durur, baş eğmezmiş.
Kahya, uyarmış. “Dik dallar meyve vermez Ali’m. Bak! Şu dalları nasıl eğmekteyim.”
Ali, içinin çağıltısından duyamamış. Ama Zekiye, duymuş. Duymasına duymuş da diyememiş. Dese de Ali’nin değişmeyeceğini bilirmiş. İlk sessiz çığlığı o gün atmış Zekiye. Zeytin dallarından başka kimsecikler duymamış. O gün her bir dal, Zekiye’nin hatırına kahyaya boyun eğmiş. Ama Ali, dallar kadar hatır bilmezmiş.
Zekiye, akşamları, zeytin dönüşü, hep Sezen dinlermiş. Bu akşam da yine aynısını yapmış. Ayıplamışlar Zekiye’yi. İpsiz vurulalı daha kaç saat olmuş ki? Eğri yolun sonundaki kondudan ses yükselmiş. Sezen’in sesi, üç kere, “Kurşunu kahpeye atacağına kendine çevirdin aman be Ali’mmmmm….” O’nunla beraber inlemiş zeytinlikler, dik dallar, eğri yollar, köpekler, martılar, saçak kuşları, güvercinler, bir de Zekiye. Hem de her biri üçer kere.
ESRA KARA 20.12.2015

Siz Ne Düşünüyorsunuz?