Yıllara meydan okuyan bir hali vardı dut ağacının. Daha apartmanlar dikilmeden tek katlıların saltanatının son demlerini görmüşlüğü de vardı, can erik ağacının devrilişini de. Neyse ki çok katlıları dikenler onu bırakmıştı. Yeri tam iki bahçenin sınırındaydı. Yoksa komşusuna kıyanlar, onu bırakır mı? Daha o zamanlar gençti. En büyük hayali, tek katlının boyunu geçip onu tüm görkemiyle gölgede bırakmaktı. Varlığını koruyabilseydi evin de buna itirazı olmazdı. En azından bütün yaz çatısına konup duran kargalardan, içinde koşuşup duran çocuklardan, sahibesinin konuklarından biraz olsun başını alabilirdi.
Yazları hayat, dut ağacının gölgesine taşınırdı. Kargalar ağacın dallarını yuva sayar, çocuklar, konuklar, hepsi ağacın altına doluşurdu. Ev de, dut da hoşnuttu durumdan. Yalnız bazen evin hanımının öfkeli olduğu günler, ikisinin de yüreği hop ederdi. Bir elinde süpürge, bir elinde faraşla ballı meyvelerini süpürür, bir yandan da “Yok, böyle olmayacak, her gün her gün, usandım. Kesmeli en iyisi,” diye söylenirdi. O zamanlar çok gençti, gönlü aldırmamak, hatta inanmamak isterdi bu türden korkutmacalara.
Hey gidi günler! Kime niyet, kime kısmet. Tek katlı yıkılalı çok oldu. Evdekiler şimdi kimbilir nerelerde? Dut ağacıysa iki apartman arasına perde. Hayalleri de olgunlaştı artık, biliyor ki çok katlıları geçmek onun harcı değil. Bu bahçede eskilerden bir o kaldı, bir de kargalar. Şimdilerdeyse gölgesi, apartmanlarda oturanlara mekan oldu. En az üç kişi oluyor altında sabahtan akşama.
Her şey yolunda gibi görünse de büyük bir derdi var güngörmüşün. Koca gövdesi bunca belaya dayandı da bir tek söz var korktuğu, işte o sonu olacak gibi geliyor ona.
Geçen sabah apartman görevlisi Müslüm, karısı Gülsüm’e seslenince yine yüreği hopladı. “Gülsüüüm! Ben dutun altında azıcık kestiriyorum.” Yaprakları diken diken olup titredi yine. Neyse ki Gülsüm’ün rahatlatan sesi köklerinin yakınından, zeminden geldi. “Tamam! Hadi uyu biraz.” Oh’ çok şükür. İyi ki Gülsüm var, yoksa hiç çekilmeyecek bu betonlar.
“İhtiyarlık işte evhamlı olup çıktım,” dedi kendi kendine.
Ama her şey de üst üste geliyor nedense. Geçen gün yukarı katlardan birbirine girmiş karı koca, sesleri dallarını dövüyorken kulağına çalınmadı mı adamın “Keeess!” diyen sesi? Sadece o değil, herkes tanık. Kime sorsan söyler.
Yok, dayanılacak gibi değil hali. Hissediyor, bir gün kimsenin kesmesine gerek kalmayacak. Onca vartayı atlatmış koca dutun sonu, bu küçücük lakırdı olacak.
ESRA KARA

Siz Ne Düşünüyorsunuz?