Bunca İyilik, İyilik Midir?

Ne zamandır izlemek istiyordum. Bir arkadaşım da önerince fazla geciktirmedim, gittim Kış Uykusu’na. Elbette film üzerine çok yazıldı, çizildi. Daha da yazılıp, çizilecek. Üç saatten uzun süren Kış Uykusu’ nu izledikten sonra yaşamının herhangi bir döneminde ya da tamamında uykuda olanlarımız uyanmış mıdır bilemem. Bildiğim bir şey var o da sinemadan çıktığımda filmin etkisiyle bir kez daha yaşama dair pek çok kavram üzerinde düşünürken ve iyiliği sorgularken buldum kendimi.

İyilik nedir, insan neden iyilik yapar, içini mi rahatlatır? Bu eylemiyle tanrıyla mı yakınlaşır? Yoksa geçmiş zamanların diyetini mi öder? Ya da iyilik bir sahtekarlık, ikiyüzlülük müdür? Karşılık beklemek mi yoksa başa çıkılamayan kibrin yansıması mıdır?

Film, Aydın’ın arabasına atılan taşın camı kırmasıyla başlar. Suçlu, icralık kiracının oğludur. Aydın’la ilgili ilk hükmü, bu sahnede verebiliriz. Tam da olay karşısındaki soğukkanlı ve sakin haliyle gönüllerimize taht kurmak üzeredir ki meselenin iç yüzü az da olsa güvenimizi sarsar. Hidayet tarafından yakalanır. Daha filmin başında Aydın’ın kirli eli olduğunu hissettiren Hidayet, çocuğu arabaya alır ve evine teslim eder. Aydın’ın yüzünde tebessüm vardır. Bu tavrıyla her defasında kendisini alkışlar ve takdir eder gibidir. Kendince her iyilik yapışında da bunu hissettirir. Evine kadar gelip el aman dileyen kiracısı Hamdi’ye üşümesin diye terlik de getirtir, çay ve kurabiye de ikram eder, hatta onunla aynı odada oturup konuşur bile. Ancak onları icraya verdiğinden haberi yokmuş gibi davranır. Hamdi, kırılan cam bedelini ödemek istediğinde her ne kadar önemsemez görünse de cam bedelini söylemekte de bir sakınca görmez. Otel müşterisinin parayı ödeyip ödemediğini bile merak etmez aslında Aydın. Otelden ayrılırken karşılaştığı müşteriye, Hidayet’in yerinde olup olmadığını sorması, öylesine bir meraktır, Aydın için. Oysa motosikletli genç müşterinin vücut dilinden, durumu kavradığı anlaşılır.

Aydın’ın kızkardeşi Necla’ da kendi yargı sistemince çoktan aklanmıştır. Yıllarca canını yakan, onu mutsuz eden kocasına geri dönmeyi düşünerek bunu kanıtlamak ister gibidir bizlere. Kötülüklerin sessiz kabullerle yok edilebileceğini savunması da işin cabasıdır. Yanı sıra yıllar önce Çukurcuma’dan aldığı çay bardaklarını kırıyor diye önceleri işten çıkarmayı düşündüğü hizmetçiyi affedip hoş görebilecek kadar da yüce gönüllüdür. Necla’nın iyilik dolu yüreği bu kadarla da sınırlı kalmaz, yazılarını acımasızca eleştirdiği kardeşinin pek de önemli bir oyuncu olamadığını, beklentileri karşılayamadığını ifade ederken elbette canını yakmak niyetinde değildir. Doğruyu söylemenin dayanılmaz hafifliği içinde kardeşine iyilik yapmaktadır kendince.

Kiracı Hamdi ise alttan almakla, özür dilemekle, el etek öpmekle dudağın aşınmayacağı öğretilmiş bir Allah adamıdır. Gel gör ki gönlü başka, dili başka söylemektedir. Hamdi’ye göre kardeşi İbrahim de düzgün insandır ya ne çare ki; bazen kader, toplumun değer yargılarıyla mahkum eder kişiyi.

Aydın’ın karısı Nihal, adeta hepsinin üzerinde bir kişiliktir. Hatta o kadar ki yıllardır alıştığı refah düzeyini terk edemeyecek ve kocasının kendisi için tasarladığı bahçenin sınırları içinde iyilik perisini oynayacak, yüksek duvarlardan uzanıp sihirli değneğini yardıma muhtaçlara dokunduracak kadar. Bu haliyle filmin iyi kadın kahramanı olmayı çoktan hak etmiştir bile. Artık sevmediği, hatta nefret ettiği kocasından ayrılamama cesaretsizliğini hayır işleriyle maskeleyerek yaşamını, onun izin verdiği ölçüde ve koruması altında sürdürmeye razı görünür. Tam da bu haldeyken Öğretmen Levent’le düzenlediği yardım toplantılarından birinde kocasıyla giriştiği güç savaşı, Nihal’in kırılma noktası olabilir mi? Nihal, bu kadar iyi olmanın (!) aslında hem kendisine hem de kocasına karşı yaptığı en büyük kötülük olduğunu anladığı için mi dökmektedir gözyaşlarını? Kiracılarının evine gidip Aydın’ın parasıyla onlara yardım edecek denli merhametli Nihal, İbrahim’ in parayı yakışıyla yıllardır yananın aslında kendisi olduğunu da anlayabilecek midir?

Filmin sonlarına doğru yılkı atını salıveren Aydın, vurduğu tavşan örneği can çekişen Nihal’i söylediği gibi eğer isterse gerçekten serbest bırakabilecek midir? Ya da öğrenilmiş çaresizlikle yıllardır Aydın’ın bahçesinde dolanan iyilik perisi Nihal, “Haydi, herkes kendi bahçesine,” dediklerinde çekip gidebilecek midir? Siz söyleyiverin; bunca iyilik, gerçekten iyilik midir şimdi?

(Ayrıca yazıma Radikal Blog’da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://blog.radikal.com.tr//sinema-film-kritikleri/bunca-iyilik-iyilik-midir-64892#)

ESRA KARA 21.06. 2014


kategorisi içinde

tarihinde paylaşıldı

Yazar:

Siz Ne Düşünüyorsunuz?